Olay hakemin bomba röportajı!

Spor Toto Süper Lig'in 22. haftasında Galatasaray ile Trabzonspor arasında oynanan derbiyi yöneten Deniz Ateş Bitnel, verdiği kararlarla geceye damga vurdu.
Olay hakemin bomba röportajı!
Spor Toto Süper Lig'in 22. haftasında Galatasaray ile Trabzonspor arasında oynanan derbiyi yöneten Deniz Ateş Bitnel, verdiği kararlarla geceye damga vurdu.

Trabzonspor'a 4 kırmızı kart veren Bitnel, bordo mavili camiadan büyük tepki görürken 1 Ocak 2016'da TFF'ye verdiği röportajdaki açıklamaları yeniden gündeme geldi.

İşte hakemlikteki hedefinin Dünya Kupası Finali yönetmek olduğunu belirten Bitnel'in açıklamalarından bazı satır başları;

Hakemlik kariyerinizdeki hedefleriniz neler?

Bu işe başladığım zaman kısa ve uzun vadeli hedeflerim oldu. Zaten bir işe hedef koymadan başlıyorsanız bir yere gelebilmeniz de mümkün değil. Kısa vadeli hedeflerim hep bir sonraki müsabakama iyi hazırlanıp başarılı olmak, daha sonra bir üst klasmana terfi etmekti. Uzun vadeli hedefim ise en üst klasmana çıkmak ve FIFA hakemi olmaktı. Şu anda bütün bu hedeflerimi gerçekleştirdim. En büyük hedefim Cüneyt Çakır'ın izinden gidip onun yönetmediği müsabaka kalırsa o müsabakayı yönetebilmek. Hakemliğe ilk başladığımda hedefim Dünya Kupası finali yönetebilmekti. Şu anda bu hedeften bir sapma yok. Bu yönde çalışmalarıma devam edeceğim. Dünya Kupası finali yönetebilirsem ve Cüneyt Hocamın başardığı gibi Şampiyonlar Ligi finalinde düdük çalabilirsem hedefime ulaşmış olacağım.

Dünya Kupası finallerinden değil, direkt finalinden söz ediyorsunuz değil mi?

Evet, evet… Dünya Kupası'nın final maçından söz ediyorum. Türk hakemliği bunu kısa süre içinde başaracaktır. Cüneyt Hocamın bunu başarabileceğini düşünüyorum. Sonrasında tekrarını getirebileceğimize de inanıyorum.

Bir hakem için şöhret sahibi olmak, saha içinde lider pozisyonda bulunmak ya da adaleti sağlamak gibi faktörler var. Bu faktörlerden hangisini kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Doğup büyüdüğüm şehir olan Tarsus'ta Akdeniz insanının sıcaklığı var. Bu nedenle ikili ilişkilerimin, saha içinde de futbolcularla diyaloğumun iyi olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan adalet duygumun da yüksek olduğu kanısındayım.

Bu zorlu kariyer sürecinde hiç bırakma noktasına geldiğiniz anlar oldu mu?

Hakemlik sevmeden yapılacak bir iş değil. Sevmeden yaparsanız zaten bir-iki sene sonra bırakma noktasına gelirsiniz. Hakemliğe, işinizi sevdiğiniz sürece devam edersiniz. Ben bırakma noktasına hiç gelmedim. Allah da getirmesin. Eğer bir gün "artık bu işi yapamayacağım" diye düşünürsem bu mesleği bırakırım.

Bu sezonun başından itibaren müthiş bir çıkış yaşadığınızı söyleyebiliriz. Çok sayıda maç aldınız, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un maçlarına çıktınız, Fenerbahçe-Trabzonspor maçı yönettiniz ve FIFA kokartı takmanıza karar verildi. Adeta bir patlama olarak değerlendirilebilecek bu yükselişi siz nasıl yorumluyorsunuz?

Merkez Hakem Kurulu Başkanı Kuddusi Müftüoğlu Hocamıza, başkan vekili Bünyamin Gezer ve tüm kurul üyelerimize bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum. Genç hakemlere verilen şans bu sezon çok ön plana çıktı. Genç hakemlerle tecrübelileri harmanlayarak görev dağılımı yapmaya çalışıyorlar. Bu sezon içerisinde genç hakemlere büyük maç anlamında verilen şans benimle başladı. Ben de her müsabakaya beni burada görevlendiren kişileri utandırmamak, başarılı olmak ve sahadan alnımın akıyla ayrılmak düşüncesiyle hazırlanıyorum. Maça bu düşünceyle çıkınca, şansım da yaver gidince benim için "başarılı hakem" izlenimi oluştu. Ben hakem şansına çok inanırım. Pozisyon şansı, görüntü şansı, açı şansı gerçekten de önemlidir. Tabiî bunda çalışmalarımın katkısı, yöneticilerimizin verdiği destek de yadsınamaz.

Bu tecrübe konusunu sık sık vurguladınız. Aslında Süper Lig'de çok fazla maç yönetmeden FIFA hakemi oldunuz ama bir de "Ömrümün yarısı kadar hakemlik tecrübem var" söyleminiz var. Bu tecrübe konusunda kamuoyunu aydınlatmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

"17. MAÇIMDA FIFA HAKEMİ OLDUM"

Dediğiniz gibi Süper Lig'deki 17. maçımda FIFA hakemi oldum. Sözünü ettiğim tecrübe konusunu ise örneklerle anlatayım. İstanbul hakemi olmanın, Anadolu'daki arkadaşlarımıza göre avantajları var. Bir hakem ne kadar çok maç yönetirse o kadar fazla tecrübe ediniyor. Bu amatör ligden Süper Lig'e kadar bu şekilde. Ben amatör ligde müsabakalara başladıktan sonra klasmana aday olduğum 1999-2000 sezonunda özel maçlar, okul maçları, halı saha maçları dâhil 400-500 arasında maç yönettim. Anadolu'da hayatı boyunca belki bu kadar maç yönetmemiş hakem arkadaşlarımız vardır. Tecrübe derken maç tecrübesinden bahsediyorum. Bu çok basit bir örneği. Bunun dışında 3. Lig'de, 2. Lig'de ve PTT 1. Lig'de çıktığım müsabakaları da katarsak gerekli maç tecrübesini kazanmış olduğumu düşünüyorum. Ulusal hakemlik yaptığım dönemde performansımdan dolayı bir üst klasman olan PTT 1. Lig'de 2 maçta hakem olarak görevlendirildim. Işığı orada görmüştüm. Toplamda 3. Lig'de 28, 2. Lig'de 54, PTT 1. Lig'de 43 maçta hakemlik yaptım. Bu müsabakalarda yaşadığınız olumlu ya da olumsuz olaylar da sizin gelişiminize çok büyük katkı sağlıyor.

Olumsuz olaylar nasıl katkı sağlıyor? Bu konuda örnek verebilir misiniz?

Olumsuz olaylar, siz zirve noktasındayken karşınıza çıkarsa hakemliğinizi geriye götürebilir. Ama bu olayları hakemliğinizin başlangıcında yaşarsanız mutlaka ve mutlaka size tecrübe ve artı olarak geri döner. Başlangıçta başıma bu tip olaylar çok geldi. Saha içinde futbolcularla diyaloğum çok iyidir. Futbol oynamış olmanın da verdiği avantajla futbolcularla nasıl diyalog kurabileceğimi, nasıl empati yapabileceğimi iyi biliyorum. Bu arada şunu da söyleyeyim; ayda iki-üç kez arkadaşlarımla futbol oynuyorum ki futbolcuların saha içinde neler yaşayabileceğinin üzerinden bir kez daha geçebileyim. Aynı zamanda da spor yapmış oluyorum. Yaşadığım olumsuz olaylardan bir örnek vereyim… Bir 2. Lig maçında oyuncu taç atışı kullandı. Arkadaşı da topu kalecisine oynadı ve kaleci topu eliyle tuttu. Ben de endirekt serbest vuruş çalarak kaleciye doğru gittim. O ana kadar maçın kontrolüm altında olması ve oyuncularla diyaloğumun çok iyi olmasından dolayı kimseden bir itiraz gelmedi. Ama kalecinin yanına gidince, "Hocam ne yaptın sen?" diye sordu. "Gelen pası elinle tuttun" dedim. "İyi de topu bana atan rakip oyuncuydu" karşılığını verdi. Centilmenlikten dolayı oluşan bir durum vardı ortada. Olayı anlayınca topu aldım ve hakem atışıyla oyunu başlattım. Rakip oyunculardan bir itiraz gelmedi, seyirciler de bu kararı alkışlarla destekledi. Bu olay oyunun her anında maçın içerisinde olabilmek ve konsantrasyonunu hiç bir zaman kaybetmemek adına önemli bir tecrübeydi. Tabiî o duruma gelmeden meseleyi çözmek gerekiyor ama daha sonra çözmek de ekstra bir tecrübe kazandırıyor.

Bir hakem yanlış karar verdiğini anladığı anda bu kararını düzeltmeli mi yoksa otoritesini korumak adına kararının arkasında mı durmalı?

Aslında işi o noktaya getirmemek, doğru açıda, doğru yerde durup, doğru görmek ve doğru kararı vermek gerekiyor. Süper Lig'e çıktığım ilk sezon başıma böyle bir olay geldi. Bir PTT 1. Lig müsabakası yönetiyordum. Maç benim adıma çok iyi gidiyordu, oyuncularla diyaloglarım çok iyiydi. Bir pozisyonda açım gereği kalecinin oyuncuyu düşürdüğünü gördüm ve penaltıyı çaldım. Ama düdüğü çalar çalmaz benim açımdan bu kadar net bir penaltıya on bir oyuncu neden itiraz eder diye düşündüm? Çünkü olağandışı bir durum vardı ve herkes itiraz ediyordu. Düşürülen oyuncuya baktığım anda onun da bir penaltı beklentisi olmadığını gördüm ve yardımcı hakemime telsizden "Penaltı değil mi?" diye sordum. Kalecinin topa vurduğunu ve penaltı olmadığını iletti. Rakip oyunculara durumu anlatıp kararımı değiştirdim ve oyunu hakem atışıyla başlattım. Ama başta söylediğim gibi böyle bir durumla karşılaşmanız hakemlikteki gelişiminizi olumsuz etkiliyor.

Önemli olan vicdanen rahat olmak değil mi? Hakemlik gelişiminizi olumsuz etkilese bile sonuçta doğru kararı bulmak vicdan ve adalet açısından bakıldığında daha önemli gibi geliyor bana.

Bu da benim için önemli bir ders oldu elbette. Birebir bu olaya bağlayamam ama benim çalışma ve analiz şeklimi değiştirerek maçlara daha iyi hazırlanmamı ve daha başarılı olmamı sağladı.