Peri masalına inanır mısınız?

SPORCOPE ÖZEL HABER - Futbolda yüksek bütçelerin veya pahalı yıldızların her zaman başarıyı garantilemediğini bilmeyen futbol sever yoktur. Dünyanın her yerinde takımını desteklemek için tribünlere koşan her bir taraftar, başarıyı farklı şekilde yorumlayabilir. Kimi o sezon ligde kalmak, kimi üst lige yükselmek, kimi ligi domine etmek, kimi ise beklenmeyeni gerçekleştirmenin başarı sayılması gerektiğini söyleyebilir...
Peri masalına inanır mısınız?
SPORCOPE ÖZEL HABER - Futbolda yüksek bütçelerin veya pahalı yıldızların her zaman başarıyı garantilemediğini bilmeyen futbol sever yoktur. Dünyanın her yerinde takımını desteklemek için tribünlere koşan her bir taraftar, başarıyı farklı şekilde yorumlayabilir. Kimi o sezon ligde kalmak, kimi üst lige yükselmek, kimi ligi domine etmek, kimi ise beklenmeyeni gerçekleştirmenin başarı sayılması gerektiğini söyleyebilir...

Bazen; bol sıfırlı banka hesaplarıyla, kağıt üzerinde bir araya getirilen yıldızların oluşturduğu kadrolarla büyük hüsran yaşayan takımlara, bu hüsranı yaşatan kahramanlar ortaya çıkar ve futbolun sahada oynandığını ve mücadele etmeden, takım arkadaşına destek olmadan hiçbir başarının kazanılamayacağını gösterir.

İşte futbolda son yıllarda kendi hikayesini yazmayı başaran takımlardan bazıları...

Bremen Mucizesi

Bremen ve Thomas Schaaf ismi birbirleriyle o kadar özdeşleşmiş iki isim ki... Şöyle ki; Thomas Schaaf 23 yıl formasını giydiği Bremen'de, futbolu bıraktıktan sonra da 14 yıl teknik direktörlük yapmış bir isim. 1999 yılı Mayıs ayın’da Werder Bremen’'in başına geçtiğinde tarihinin en zor günlerini yaşıyordu kulüp. İlk yılında Bremen’'in küme düşmesini son anda engelledi. Tam 5 yıl sonra yine bir Mayıs ayı geldiğinde yeşil-beyaza gönül vermiş taraftarlar Bundesliga'da ligin bitimine iki hafta kala deplasmanda Bayern Münih'i 3-1 yenen takımlarıyla birlikte şampiyonluğu kutluyordu. O sezon başında Bremen'e imza atan Ümit Davala, "şampiyonluk yaşamak için geldim"” derken, ne kendi taraftarları ne de toplantıdaki gazeteciler bunun gerçekleşeceğine inanmıyordu tabi. Sonrası malum...

Fransa'da inanılmaz bir hikaye

1919 yılında kurulduktan sonra 2009 yılına kadar ikinci ligde mücadele eden bir takımdı Montpellier. Fransa Ligue 1'de oynadığı 4 sezonda inişli çıkışlı bir performans gösteren bir orta sıra takımıydı. 2011 yılında küme düşmekten zar zor kurtulan takım bir yıl sonra inanılmaz bir form yakaladı. Kadrosunda Hasan Kabze ve sonraki yıllarda adını sıkça duyduğumuz Giroud, Belhanda, Utaka gibi başarıya aç ve yetenekli isimleri barındıran Fransız kulübü, Katar sermayesinin para akıtmaya başladığı PSG'nin umutlarını yıkmış ve ipi göğüslemeyi başarmıştı.

İspanya

Futbolun şans meleği bu sefer Sociedad'ı seçmiş ve 2002-2003 sezonunda "Los Galacticos" dönemini yaşayan Real Madrid'e korku dolu 38 hafta yaşatmıştı. Fakat gel gör ki bu sefer hikaye yarım kalmış ve bu kez iki Türk futbolcuyu kadrosunda bulunduran Real Sociedad, yalnızca 2 puan geride kalıp şampiyonluğu kaybetmişti. Genç Xabi Alonso'nun, Tayfun'un, Carpin'in, Kovacevic'in harika performasnı ve Nihat'ın 23 golü yetmemişti.

Sonraki yıllarda Nihat Kahveci'nin yarım kalan hesabını Arda Turan tamamlamış ve son yüzyılın en güçlü iki kadrosunu kuran Real Madrid ve Barcelona'yı geride bırakan Atletico Madrid, 2014 yılında La Liga şampiyonluğunu kazanmayı başarmıştı.

Sivas kıyısından döndü Bursa tarih yazdı

İtiraf edelim ki bizim ligimiz pekte sürpriz sonları sevmiyor. Öyle ki kurulduğu 1959 yılından bu zamana kadar geçen sürede 4 büyük takım dışında yalnızca bir takım ipi göğüsleyebildi. Sivasspor'un da 2008 yılında kıyısından döndüğü bu büyük devrimi 2009-2010 yılında Ertuğrul Sağlam'ın takımı Bursaspor gerçekleştirdi. Altyapısından çıkardığı ve ince dokunuşlarla desteklediği kadrosuyla ve bütünleştiği taraftarlarıyla tüm sezonu 4 büyüklere dar eden 2.5 milyon nüfuslu şehrin takımı Bursaspor, futbolumuzda tekrarlanması güç bir işi başardı.

Acaba Leicester City?

Bugünlerde böyle bir yazının ilham kaynağı Leicester City dışında hangi takım olabilirdi ki? İngiltere futbolunun tüm dünya tarafından sonunu merakla beklediği büyük hikayesini yazma aşamasında olan Leicester City'li futbolcular şimdilik işi sıkı tutsa da arkalarındaki desteğin, oynadıkları heyecan dolu futbol üzerindeki etkileri sezilebiliyor.

Premier Lig ise, uzun yıllardan beri, global dünyada sürekli genişleyen ve yatırımcılarına sürekli kazandıran bir pazar. Rus ve Orta Doğu'lu sermaye sahiplerinin bu lige para akıtmasının görünürde başka bir nedeni de yok zaten... En azından Abramoviç'in çocukluğunda Chelsea atkısıyla maç izlerken çekilmiş bir fotoğrafını görene kadar böyle düşünmeye devam edeceğim. Leicester City'nin sezon başından bu zamana kadar oynadığı futbol, kazandığı puanlar ve Premier Lig'de liderlik koltuğunda oturmaları; elbette ne kendi taraftarlarının ne de diğer futbol severlerin beklediği bir durum değildi. Fakat yazının başında da belirttiğimiz gibi başarının tanımlarından biri de "beklenmeyeni gerçekleştirmek" değil miydi?

Bakalım bu küçük şehir takımı, daha önce Shearer'lı kadrosuyla 94-95 sezonunda Blackburn Rovers'ın yazdığı peri masalının ikinci bölümünü yazabilecek mi?

Bakalım bu sezon, paranın su gibi aktığı büyük kulüplerin sahipleri bir yönetim kurulu toplantısında belirledikleri yıllık hedefler arasında yer alan lig şampiyonluğuna erişebilecekler mi?

Bakalım başarı, satın alınabilen mi yoksa alın teriyle kazanılan bir şey mi? Bizim fikrimiz sabit...

Masalın kalan kısımları

Ligde 13 maçı kalan Leicester City'nin hikayeyi tamamlamak ve bu yazının arşivlik bir yazı olması için önce hafta sonu Arsenal engelini geçmesi gerekiyor. Yolun geri kalanı da epey zorlu görünüyor. İşte peri masalının son 13 sayfası;

West Brom - Evinde
Norwich - Evinde
Watford - Deplasman
Newcastle - Evinde
Crystal Palace - Deplasman
Southampton - Evinde
Sunderland - Deplasman
West Ham United - Evinde
Swansea - Evinde
Manchester United - Deplasman
Everton - Evinde
Chelsea - Deplasman

İpucu: Claudio Ranieri'ye işini öğretmek haddimiz değil ama sanırım mucizevi şampiyonluklar için kadroda en az 1 Türk bulundurmak gerekiyor. (bknz: Türk pasaportlu Gökhan İnler)


Haber - Serhat Karakaş