Uğur Yıldırım: "Allah'ım yanımda Zidane var!"

Bir döneme frikikleriyle damga vuran Uğur Yıldırım, Zinedine Zidane'ı yendiği frikik turnuvasından, Milli Takım'da neden oynamadığına kadar birçok önemli açıklamada bulundu. İşte eski gurbetçi futbolcunun çok konuşulacak açıklamaları…
Uğur Yıldırım:
Bir döneme frikikleriyle damga vuran Uğur Yıldırım, Zinedine Zidane'ı yendiği frikik turnuvasından, Milli Takım'da neden oynamadığına kadar birçok önemli açıklamada bulundu. İşte eski gurbetçi futbolcunun çok konuşulacak açıklamaları…

Futbolu bırakalı neler yapıyorsun?
Go Ahead Eagles'ın C1 takımında antrenör asistanıyım. Antrenmanı antrenörle beraber hazırlıyoruz. Geçen yıl UEFA Hocalık Lisans Belgelerinin 2'sini aldım. Bu sene Allah izin verirse 3. belgeyi de alacağım. Bunun dışında okullarda seminer veriyorum. Okulu erken bırakmak isteyen öğrencileri diploma almaya teşvik ediyoruz. Öğrenciler, okudukları bölümün ilk yılını bitirmeden, bölümün kendisine göre olmadığını düşünüyor ve okulu ya da bölümü bırakmayı düşünüyor. Biz bunu engellemek, gençleri okumaya teşvik etmek için seminer düzenliyoruz. Aslında bana bu projenin yüzü olmam için bir teklifte bulundular. Sınıf sınıf gezip seminer vermem gerekmiyordu ama ben bu işi çok sevdim. O kadar tatmin edici ki daha fazla zaman ayırmak istedim. Benim sadece ortaokul diplomam var, 33 yaşındayım. Futbolcu olmamış olsaydım nerede, nasıl şartlarda çalışıyor olabileceğimi anlatıyorum onlara. Bunu da eski bir futbolcu olarak benim söylemem onları etkiliyor. Bunların dışında ailemle vakit geçiriyorum. 4 tane çocuğum var.

Marbela'da Freekick Masters yarışmasına katıldın. Orada Zidane'ın önüne geçtin ve turnuvayı kazandın. Freekicklerin Heerenveen'de oynadığın dönemde de çok konuşuluyordu. Bunun için özel çalıştın mı?
Her insanın kendine has bir vuruş tekniği vardır. Bu kendinde olan bir şeydir ve kalitesi kişiye göre değişir. İnsan iyi yapabildiği ve severek yaptığı şeyi çok yapar. Benim vuruş tekniğim iyiydi, bu yüzden her gün idmandan sonra 10-20 tane top koyar, çalışırdım. Bu işi iyi yapıyorum daha da iyi olmalıyım düşüncesi ile değil, hoşuma gittiği için çalışırdım. Her vuruşta elması biraz daha yonttum. Go Ahead Eagles'da oynadığım dönemde de hiçbir zaman 'Profesyonel oldum! Futbolcuyum ben!' gibi düşüncelere kapılmadım. Daha çok keyif aldığım bir hobi olarak gördüm futbolu. Tabi Heerenveen'e transfer olunca yoğunlaştı ve zorlaştı her şey. UEFA kupası için oynuyorduk. Yaşam biçimime dikkat etmem gerektiğini anladım. Yinede hep severek oynadım. Türkiye'ye gittikten sonra değişti bu.

Freekick Masters'ı anlatır mısın biraz? Zidane ile hiç anın var mı?
Hollanda ikinci lig Go Ahead Eagles takımından, Eredivisie takımı Heerenveen'e transfer olmuştum. Orada daha altı aydır oynuyordum, beni çok fazla tanımıyorlardı. Bir telefon geldi: "Nihat Kahveci gidecekti aslında ama sakatlandı. Uğur sen gel, Türkiye'yi temsil et bu yarışmada" dediler. Hocamdan izin aldım. Küçük bir tatil yaparım diye düşündüm. Turnuvayı kazanacağımı, o gün orada en iyisi olacağımı hiç düşünmedim. İlk elemeleri geçtim. Final günü soyunma odasında kramponlarımı bağlıyordum. Birden gürültülü bir şekilde 5-6 kişiyle Zidane geldi. 23 yaşındaydım o zamanlar. Onu orda gördüğümde "Allahım şuan yanımda Zidane var!" diye geçirdim içimden. İnanamıyordum! Finalde 10 kişi yarışacaktı, ilk çıkacak yarışmacı bendim. Ben vurdum ve çıktım. En yakın mesafe olan 19 metrede istediğim gibi vuramadım. Diğer mesafelerden ilk veya ikinci vuruşta gol oldu. '19 metreyi nasıl vuramadım' diye içimden söyleniyordum kendime birden herkes beni tebrik etmeye başladı. İtalyan Hakem Colina'da da hemen tebrik etti. Benden sonra çıkanlar benim aldığım puanı alamadı. Turnuvayı kazandım. Zidane'da soyunma odasında beni tebrik etti.

"Sen istersen bundan sonra Hollanda'da gol kralı ol seni çağırmayacağız!"


Yarışmadan sonra Hollanda Milli Takımı'ndan Marco van Basten ve Türkiye Milli Takımı'ndan da Ersun Yanal seni çağırdı ama Hollanda Milli Takımı'yla bir hazırlık maçı dışında iki takımda da oynamadın. Nasıl oldu bu?

Türkiye Milli takımı Teknik Direktörü Ersun Hoca'ydı. A Milli'ye çağırmadan önce beni B Milli takımına çağırdı. Heerenveen'de oynuyordum o dönem. Gitmek istediğimi söyledim. "Uğur, bu hiç mantıklı değil. Biz seni göndermek zorunda değiliz" dedi Hocam Gertjan Verbeek. Göndermek istemedi. Türkiye Futbol Federasyonu Almanya Temsilciliği'ni aradım: "Heerenveen beni göndermek istemiyor, siz takımı ikna edebilirseniz ben gelirim" dedim. Bana "Sen istersen bundan sonra Hollanda'da gol kralı ol seni çağırmayacağız!" dediler. Yeniden gelmek istediğimi ancak kulübün göndermediğini açıklamaya çalıştım, kulübümle tekrar tartıştım bu konuyu ama bir şey ifade etmedi. Bu konu böyle kapandı. Birkaç ay sonra Türkiye'ye kampa gittik. Yine o dönem Hollanda Milli Takımı Teknik Direktörü Marco van Basten da beni izlediğini duyurmuştu ama Hollanda Milli Takımı beni ilgilendirmiyordu. Kampta Ersun Hoca beni aradı ve milli takıma çağırmayı düşündüğünü söyledi. "Hocam, kessinlikle tamam!" dedim. Kamptan döndük, babamla Ersun Yanal'ın konuşmasını izliyoruz, Ersun Hoca "Uğur Yıldırım benden forma garantisi istedi, bende çağırmadım!" dedi. Buz gibi oldum. Bunu söylediğinde hem Hollanda Milli Takımı'na, hem Türk Milli Takımı'na çağırıldığıma dair belge vardı elimde. Hakan Şükür'ü bile çağırmamışlardı, ben kimim ki forma garantisi isteyim? Benim o anda aklıma bile gelmez forma garantisi istemek. Durum böyle olunca Hollanda Milli Takımını seçtim. Şimdiki aklım olsa çok daha farklı bir yol izlerdim.

"Galatasaray sevgisi ağır bastı"


Fenerbahçe'den de teklif aldın o dönem, neden olmadı?
Fenerbahçe Teknik Direktör'ü Christoph Daum bir maç sonrası beni aradı. Görüşmek istediklerini söyledi. "Tamam" dedim. Telefonu kapattım, menajerime döndüm -oda yanımdaydı o sırada- "ben gitmem" dedim. O da şaşırdı tabi. Ben doğma büyüme Galatasaraylıyım. Bir profesyonel futbolcu olarak aslında takım tutmamam gerekirdi. O an Galatasaray sevgisi daha ağır bastı.

"Beşiktaş'la da görüştüm"


Beşiktaş ve Galatasaray'la neden olmadı?
Antalya'da tatildeyken Beşiktaş'ın bir yöneticisi ile karşılaştık. "Kariyerine Beşiktaş'ta devam etmeye ne dersin" dedi. "Neden olmasın" dedim. Apar topar tatili bırakıp İstanbul'a gittik. O sırada yeni bir transfer için imza töreni düzenleniyordu. Arabanın arkasında başımı eğip girmiştik tesislere. Biz anlaştık ama benim bonservisimin alınması gerekiyordu Heerenveen'den. Bonserviste anlaşamadılar. Galatasaray'la da menajer aracılığı ile görüşüldü, ben zaten seve seve kabul ederdim Galatasaray'dan gelen teklifi ama bonservisimden dolayı olmadı. Newcastle United, Atletico Madrid, Feyenoord bunlarla birebir olmasa da menejer aracılığı ile görüşmeler oldu o dönemlerde fakat Heerenveen göndermek istemedi.

"Her şey futbol veya para değil, daha önemli şeyler de var hayatta"


Gaziantepspor'a transfer oldun. Aniden Sivasspor'a geçtin. Bu transferler nasıl gerçekleşti?
Heerenveen'de oynadığım son yıl performansım düşüktü. Ben kessinlikle gitmek istediğimi bütün röportajlarımda söylüyordum. Benim ilk eşim bir Hollandalıydı. 3 tane çocuğum vardı. (şimdi dört tane) Heerenveen'de oynarken Gaziantepspor'la anlaştım sözlü olarak, bonservisimi ödemek için Heerenveen ile görüşüyorlardı. Tam o arada Sivasspor'la oynadığımız hazırlık maçında çok iyi oynamıştım. Sivasspor da transfer etmek istedi ancak mümkün olmadığını sözlü de olsa Gaziantep'le anlaştığımı söyledim. Gaziantep'le anlaşmamda, paradan ziyade eşim ve çocuklarımın rahat edebilmesinin benim için ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştım. Benim ailem iyi ve rahatsa ben de iyi olurum. Verimli olduğum pozisyonda oynamıyordum ama her şey yolundaydı ilk zamanlar. Bir gün eşim beni aradı. "Uğur galiba evden çıkmamız gerekiyor, ben onu anladım" dedi. Taşındığımızdan o güne kadar kira ödenmemiş ve benim bundan haberim olmadı. Menejerimi aradım ve Sivasspor'a transfer oldum. Antep güzel şehir, hayat güzeldi. Sivas'a geldik çocuklarıma okul yok. Var da, yok! Üstelik gözümden ameliyat oldum. 3 ay sonra sahalara dönebildim ancak yolunda gitmedi bazı şeyler. Hollanda'ya döndük.

Şuan Hollanda'da yaşıyorsun, Türkiye'ye gitmeyi neden bu kadar çok istedin?
Ben her eve geldiğimde çocuklarım bana "baba" değil "papa" diyorlardı. Benim onlara dilimizi, kültürümüzü öğretebilecek zamanım olmuyordu. Gaziantepspor'a transfer olduktan sonra çocuklarım kendi aralarında bile Türkçe konuşmaya başladı. Dilimizi, kültürümüzü öğrendiler. Herşey futbol veya para değil, daha önemli şeyler de var hayatta. Bana şimdi sorsalar Türkiye'ye transfer olman senin için iyi oldu mu? Futbol açısında kesinlikle hayır ama çocuklarımı düşündüğümde çok iyi oldu.

 
Sporcope Röportaj: Esma TOKER