“Bir ‘tık’ uğruna biten habercilik”

0

Aslı Tunç: İnternet sitelerinin editörleri ziyaretçilerini “okur” değil “tıklayıcı” olarak görüyor ve buna göre içerik hazırlıyor.

“Bana hemen şöyle tıklatan bir ‘sür’ versenize, hadi ama!” diye bağırıyordu genç İnternet editörü. “Sür” diye kısalttığı sürmanşet yani logonun üstüne atılan büyük başlıktı. Kimsenin ona yardım etmediğini görünce başka bir gazetenin aynı haberini başlığıyla birlikte kendi sitesine kopyalayıp yapıştırıverdi. Olmuştu işte. Bu yarı çıplak Rus model fotoğrafı bayağı tıklanırdı nasılsa. Fotoğrafın haber içeriğiyle hiç ilgisi yoktu ama tıklandıktan sonra kimin umurundaydı ki zaten?

Tüm bunlar ne yazık ki abartı ya da uydurma değil. Büyük gazetelerin İnternet siteleri ya da çoğu “haber” portalı tam da böyle çalışıyor. “Flaş gelişme! Şoke eden haber! O soruya ilginç cevap! Dizi oyuncusu böyle yakalandı, İşte o kadın terörist, İşte o görüntüler, Bu kasabada 300 kadın kocasını aldattı, Ünlüleri hiç böyle görmediniz, Geçen cuma neredeyse yok oluyormuşuz” gibi bol flaşlı, bol ünlemli, yanar dönerli son dakika görselleri ile sunulan haberi tıkladığınızda çoğu zaman ilgisiz bir haberle karşılaşıp aptal yerine konduğunuzu düşünmüyor musunuz?

Ne olursa olsun siteye trafik çekelim diyen medya kuruluşları, okuru tık tuzaklarına düşürmekle hem haberciliği öldürdüklerini hem de marka itibarlarına zarar verdiklerini umursamıyorlar bile.

Bunun nedeni internette reklam dışında para kazanmanın yönteminin henüz bulunamaması. Siber âlemde bir türlü tutmayan pek çok iş modelinin ardından her şey yine reklamveren baskısına geldi dayandı. Sonuç olarak İnternet üzerinde verilen reklamların farklı fiyatlandırma politikaları olmakla birlikte, gündelik hayatta en çok uygulananı, “tıklama başına maliyet” üzerine kurulu. Amaç okuru haber sitesinde olabildiğince uzun tutmak, oradan oraya dolaştırmak çünkü İnternet üzerinde ziyaretçilerin sadece binde 5’i reklamlara tıklıyor. Dolayısıyla bir reklamın tıklanma sayısını artırabilmenin ve daha çok para kazanmanın bilinen en iyi yöntemi o reklamı daha çok gösterebilmek. Bu mantıkla İnternet sitelerinin editörleri ziyaretçilerini “okur” değil “tıklayıcı” olarak görüyor ve buna göre içerik hazırlıyor. Bazı gazetelerin haber sitesi boyama kitabı gibi, kimisi ise lunapark gibi baş döndürüyor, dolaşırken karnınıza ağrılar giriyor. “Haber oku ev sahibi ol” ya da “Tıkla netbook kazan” kampanyaları kimi zaman ziyaretçilere haber tıklatarak puan bile toplatıyor.

Ancak bu işi daha farklı yöntemlerle yapanlar çoğunlukta. En yaygını daha önce bahsettiğim gibi başlıkla konunun arasında hiçbir ilişkisi bulunmayan haberleri vermek. Bu sansasyonel, bulvar basını tavrı neredeyse tüm gazetelerin haber siteleri için geçerli. Bu okuru aldatmaya yönelik metodun sanırım etik boyutunun yoksunluğundan bahsetmeye gerek yok. Diğer bir yöntem aranan haberi sürekli bir adım öteye taşımak. İstediğiniz maçın sonucunu gereksiz biçimde üç, dört sayfa sonrasını tıklayarak anca öğrenebilmeniz mesela. Böylece ziyaretçi başına 3-4 kat fazla reklam gösterilmiş olunuyor. Sayfa görüntülenme (page view-PV) para kazanma kriteri olduğunda ziyaretçi bu girdabın içine sokuluveriyor.

Son dönemin en büyük modası ise her konuda bir fotoğraf galerisi oluşturmak. Cinayet ve cinsel şiddet konularında bile fotoğraf galerisi bulunuyor ya da en basitinden “ünlüleri hiç böyle görmediniz”, “günün çılgın fotoğrafları”, “bu kareler güldürüyor” gibi galeriler en pahalı reklam segmentlerini içeriyor. Siz tıkladıkça reklamcıların ağına düşüveriyorsunuz çünkü her tıklama yeni bir fotoğraf ve yeni yüklenen bir reklam demek. Fotoğraflar genellikle genç erkek ziyaretçinin bakışına sunulan kadın ve dişilik imgesini de öne çıkarıyor. Mesela “Romen dövmeli güzeller” başlığında gece klüplerinden çıkarken fotoğrafı çekilmiş kadınlar, mayolu kadınlar tık üzerine tık alıyor.

Okurların İnternette tükettikleri içeriğe ücret ödemeye yanaşmadıkları ya da gelir yaratabilecek farklı bir iş modelinin bulunamadığı bir ortamda sitelerin ziyaretçi sayılarını korumaları ya da artırmaları gazetecilik faaliyetlerinin önüne geçiyor. Ne pahasına olursa olsun “tık alma” çabası zaten son nefesini veren haberciliğimizin tabutuna son çiviyi çakıyor. (P24)

Cevap ver